Doğadaki  Son Çocuk

Okunası Kitaplar-1

 

Doğadaki  Son Çocuk – Richard Louv

“Baba sen çocukken hayat niye daha eğlenceliymiş?”

Bu soruyla başlıyor kitap.

Amerikalı bir çocuğun babasına sorusu bu.

Kendimizle kıyasladığımızda biz de aynı soruyla karşılaşabiliriz.

Bizim de çocukluğumuz, hele hele çocukluğunu köylerde yaşayanlar için, daha eğlenceli değil miydi?

Oyunlarımız hem toprakla hem hayvanlarla iç içe değil miydi?

Şimdiki çocuklar gibi pırıltılı oyuncaklarımız yoktu; ışıklı ayakkabılarımız yoktu, hatta sağlam ayakkabımız bile yoktu, ama şimdiki çocuklara nazaran daha mutlu değil miydik?

Kimimizin bir köpeği, kimimizin ineği, kuzusu, civcivi, güvercini… en önemlisi özgürlüğü vardı.

Yırtık ayakkabılarımızda yükseklerden tekerlek yuvarlamak gibi eğlencelerimiz vardı.

Çamurlu suda çimmek gibi; komşudan aşırdığımız yumurtaları olur olmaz pişirip yemek gibi oyunlarımız(!) vardı.

Deliklerine su döküp, boğulmamak için dışarı çıkan sıçanları kuyruklarından bağlayıp seyretmek gibi insanca(!) eğlencelerimiz vardı.

Telefonlarımız, tabletlerimiz yoktu ama binip yarış yaptığımız eşeklerimiz vardı.

Gülmenin, mutlu olmanın, kirlenmenin tadını iliklerimize kadar hissediyorduk.

Kitaptan alıntılar yapalım:

*Genç kuşaklarla doğal yaşamın arasındaki bağların kopmakta olduğu bu zamanda, giderek çoğalan araştırmalar; zihinsel, fiziksel ve ruhsal sağlığımız ile doğayla olan ilişkimiz arasında doğrudan bir bağ kuruyor.

*Nasıl ki çocukların iyi beslenmeye ve yeterli uykuya gereksinimi varsa, artık doğayla temasa da gereksinimleri olduğu görüşü savunuluyor.

*Oyun alanlarının azalması, sokakların güvenilir olmaması, trafik, annelerin “çocuğum üşütür hasta olur” kaygıları da çocukların doğadan uzaklaşmasına neden oluyor. Çocukların yeni oyun alanları ise, zamanlarını geçirdikleri ekranlar ve alışveriş merkezleri.

*Çocukların doğaya erişimi aileler, toplum ve okullar tarafından kısıtlanıyor.

*Değil toprağa, betona bile ayağı değmeden büyüyen çocukların doğayla ilgili deneyimleri gittikçe azalıyor. Zamanları bir etkinlikten diğer etkinliğe koşturmakla geçiyor. Öyle ki bir yetişkinden daha yoğun programları var.

*Bu durumun çocuklardaki yansımaları ise şunlar: Aşırı kilo ve kolestrol gibi sağlık problemleri, duygusal tatminsizlikler, hırçınlıklar, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ile ilgili problemler, zayıflayan sosyal beceriler ve hatta küçük yaşta ortaya çıkan depresyonlar. Bu yansımalar için ‘’doğa yoksunluğu sendromu’’ ifadesi kullanıyor.

*Doğa yoksunluğu arttıkça, doğayla doğrudan temas kurmanın fiziksel ve duygusal sağlık için temel öneme sahip olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar da ortaya çıkmaya başlıyor. Örneğin yeni araştırmalar; doğa ile temasın Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) belirtilerini azaltabileceğini, ayrıca bütün çocukların bilişsel yetilerini geliştirebileceğini ve olumsuz baskılara ve depresyona karşı dirençlerini artırabileceğini gösteriyor.

Richard Louv, tam da bu konulara odaklandığı kitabı Doğadaki Son Çocuk ile çocukların doğa deneyimlerinden yoksun kalmasının getirdiği fiziksel, zihinsel, ruhsal ve kültürel sorunları anlatıyor.

* “Tutku, toprağın kendisinden çocukların çamurlu elleriyle çıkar; çimen lekeli giysi kollarından geçip yüreğe varır. Çevreciliği ve çevreyi korumak istiyorsak, soyu tehlike altında olan bir gösterge türünü de korumalıyız’’ bakış açısını sunuyor.

Maryland Üniversitesi’nde hareket bilim profesörü Jane Clark’ın deyimiyle bu ‘kutulanmış çocuklar’ giderek daha fazla araba oturaklarında, mama sandalyelerinde ve hatta TV izlemek için yapılmış bebek oturaklarında zaman geçiriyor. Dışarı çıktıklarında genellikle, yine bir çeşit kutu olan pusetlere konuyor ve yürüyen ya da koşu yapan anne babalar tarafından itilerek hareket ettiriliyor. Çocuk kutulama işlemi büyük ölçüde güvenlik amacıyla yapılıyor olsa da, çocukların uzun vadedeki sağlıkları riske atılıyor.”

Yazarın şu cümlesi kitabın içeriği hakkında fikir vermektedir :

“Çocuk ve doğa hareketi şu temel fikirden güç alıyor: Doğadaki çocuk, soyu tehlike altında olan bir türdür ve çocukların sağlığı ile yeryüzünün sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.”

Ve yazar her ailenin, her okulun, öğretmenin yapabileceği 100 adet etkinlik sıralayarak bitiriyor kitabını.

Biz de asıl mesajı sona sakladık: DOĞA İLE DOSTLUK KURMAMIŞ ÇOCUKLAR BÜYÜDÜĞÜNDE VE ÖNEMLİ MEVKİLERE GELDİKLERİNDE, KARARLAR ALIRKEN “DOĞA”NIN ZARAR GÖRMESİNİ ÖNEMSEMEZLER.

Şehirlerimizin neden beton yığını halinde olduğunun cevabını bulduk sanırım.

İyi okumalar…

SEZAİ ŞAFAK

Bu yazıyı arkadaşınla paylaş..

esra

Site yöneticisi. Editör. Site sahibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir