İslam dünyasında denklemleri değiştirebilecek tek özne Türk ordusu

İslam dünyasında denklemleri değiştirebilecek tek özne Türk ordusu

“Cihad’ın Mahrem Hikâyesi”ni yazdığında henüz Yahya Konuk ismiyle tanınıyordu Bülent Tokgöz. İçeriden ve sağlam eleştirilerle İslamcılığın devrimcilik iddiasını tartışmaya açıyor, cephede yaşananları çıplak çelişkilerle göz önüne seriyordu. islam

Şâhit olduğu yozlaşma ve aşırılıklarla hesaplaşan eski bir savaşçı ve devrimci olarak Tokgöz, daha sonra belgesel serisi niteliğinde 12 kitap daha yazarak bu hesaplaşmasını geniş bir alana yaydı. ‘Ehli Sünnet’ten uzak olması, Batı eleştirisi getirdiği halde özünde Batıcılık olması ve Türklüğü mekruh kabul edecek düzeyde yok sayması’ İslamcılığa getirdiği eleştirilerden bazıları. Sünnilikle barışık ve aşırılıktan uzak, sivil bir İslamcılığımızın olmasını savunan

Tokgöz, İslamcılıktan büsbütün ümit kesmiş de değil; kendisini ıslah edebilecek bir potansiyeli hâlen daha barındırdığı görüşünde. 15 Temmuz gecesi Türk devletinden başka yanında durabileceğimiz hiçbir yapının olmadığının altını çizen Tokgöz, “Suriye’de denklemleri değiştirebilecek hâlâ bir tek Türk Ordusu ve Türk Ordusuyla birlikte hareket eden Milli Ordu unsurları var” diyor.

Uzun yıllar İslamcıların içinde mücadele etmiş, hatta cephelere gitmiş biri olarak, bugünden geçmişe bakıp İslamcılığı nasıl tarif edersiniz?

İslamcılık, tam manasıyla o meşhur fil tarifini çok andıran bir durum. Herhangi bir tarif yapmakta gerçekten güçlük çekiyorum. Ama kendi tecrübemden hareketle, 80’li yıllarda Türkiye’de, Ortadoğu’da, aslında tüm dünyada yükselen bir dalga olarak İslâmî kimliği ön plana çıkaran, devrimci iddia ve talepleri olan, örgütlenme, toplumu değiştirme, rejimi yıkma gibi emelleri olan, siyasî, kültürel bir akım, oluşum veya hareket olarak tanımlayabilirim.

Çocuk yaştan itibaren üniversiteli gençlerle beraber olduğum için, benden bir önceki kuşağı da kısmen tanıma fırsatım oldu. Yaşadığımız pek çok handikap ya da sahip olduğumuz pek çok vasıf aslında o 70’li yıllarda nüvelenmeye başlayan İslamcı alt yapıdan geliyor. 70’lerin sonundaki İran devrimi çok baskın bir nüfuz kudretine sahip bir vâkıa. O sebeple İran devrimini, Şia’yı, İran’ın Türkiye ve genel mânâda İslam âlemi projesi ve stratejisini tafsilatlı irdeledim pek çok kitabımda. İran’ı anlamaksızın, İran’ın derin Pers ve Şii karakterini çözümlemeksizin ne bölgenin, ne dünyanın ne Türkiye İslamcılığının hatta Türkiye devletinin anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Devam edecek

Sevda DURSUN’un Bülend TOKGÖZ’le Röportajı

Gerçek Hayat Dergisi

Bu yazıyı arkadaşınla paylaş..

esra

Site yöneticisi. Editör. Site sahibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir